Ankara ilahiyat ilitam mantık ders notları

MANTIK DERSİ ( ÖZET )
1.ÜNİTE
I. MANTIK NEDİR?
A. Kelime Anlamı
Mantık, Arapça “nutk” kelimesinden, Yunanca “Logos” kelimesi gelmektedir. İnsan gramer bilmeden
konuşabildiği gibi, mantık bilimini öğrenmeden de mantıklı düşünebilir. İnsan yaratılıştan bugüne mantıklı
düşünebildiği halde, mantık disiplinin ilkeleri ve ölçüleri Aristoteles tarafından çok daha sonraları
kurallaştırılmıştır. Bundan dolayı Aristoteles mantığın bulucusu değil kurucusudur, denilebilir.
B. Terim Anlamı
İslâm mantıkçıları, mantığı; bilinenden bilinmeyenin elde edilmesine vasıta olan bilim; ilkelerine
uyulduğunda zihni hataya düşmekten koruyan bir disiplin ve sanat Şeklinde tanımlamalardır.
Bu tanımları göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki mantık, doğru ve tutarlı düşünmedir.
C. Akıl İlkeleri
Mantık ilminde akıl ilkeleri dört kısma ayrılmaktadır:
a ) Özdeşlik, b) çelişmezlik, c) üçüncü halin yokluğu, d) yeter-sebep ilkesi.
II. MANTIĞIN KONUSU
Çıkarımları ve akıl yürütmeleri inceleyen mantık, öncelikle çıkarımların önermelerden kurulduğunu ve
önermelerin de kavram ve terimlerden oluştuğunu ortaya koyar. Kavramları inceleyen mantığa Kavramlar
Mantığı, önermeleri kendisine konu alan mantığa Önermeler Mantığı, akıl yürütmeleri inceleyen mantığa
da Çıkarımlar Mantığı denir.
V. MANTIĞIN KISA TARİHÇESİ
Mantık sitemli olarak ilk defa Aristoteles tarafından ele alınmıştır. Yani mantığı sistemleştiren düşünür
Aristoteles’tir. Aristoteles’ten önce de mantık vardı, fakat sistemli değildi.
Organon, altı kitaptan oluşmaktadır :
a. Kategoriler, b. Önermeler, c. Birinci Analitikler, d. İkinci Analitikler, e. Topikler, f. Sofistik deliller.
Mantıkçılar, daha sonraları, Organon’a, Aristoteles’in Retorik ve Poetika’sını ve Porphyrios’un İsagoji’sini
de eklemişlerdir. Böylece klasik mantık külliyatı dokuz kitaphaline getirilmiş ve bu eserler yüzyıllarca bu
şekilde okunup, okutulmuştur.
İslâm mantıkçıları : Abdullah b. el-Mukaffa, Huneyn b. İshak, İshak b. Huneyn, Kindî, Muhammed b.
Zekeriya er-Razî, Fârâbî, İbn Sînâ, Gazâlî, İbn Rüşd, Fahreddin er-Razî, Ebherî, et-Tûsî, Kazvinî, Kadı
Sıracüddîn el-Ermevî, Taftazanî, Seyid Şerif Cürcanî, Fenarî.
Aristoteles mantığı karşısında İslâm mantıkçılarının aldığı tavırları üç grupta incelemek mümkündür.
a- Aristoteles mantığını aynen alıp yorumlayanlar: İbn Rüşd gibi
b- Aristoteles mantığını alıp onu kültüre, dile ve inanç sistemine adapte edenler: Fârâbî, İbn Sînâ, İbn
Hazm, Gazâlî ve İbn Haldun gibi.
c- Aristoteles mantığına muhalefet edip onu reddedenler: İbn Salah, Nevevî, İbn Teymiyye, İbn Kayyım el-
Cevziyye ve Celaleddin es-Suyûtî gibi.
2.ÜNİTE
1. KAVRAMLAR
1.1. Kavramın Tanımı ve Mahiyeti :
Kavram kelimesi, kavramak fiilinden gelip, bir nesnenin, bir fikrin, bizim düşüncemizden bağımsız olan bir
şeyin kavranılması demektir.
En kısa ifadesiyle kavram, “bir objenin zihindeki tasavvurudur”. Buna fikir de diyebiliriz. Kavram dil ile
ifade edilirse mantıkta terim adını alır.
Kısaca kavram, bir obje ve olgunun düşüncedeki karşılığıdır. Terim ise, bu karşılığın dile getirilmesidir.
Kavram tek başına tasdik ve inkâr özelliği taşımaz. Yani kavram, bir önerme içerisinde özne ya da yüklem
olarak yer almadığı sürece ne doğru, ne yanlış; ne olumlu ne de olumsuzdur.
Tanım, birçok kavramın bir araya gelmesi sonucu gerçeklik kazanır. Kavram ise, yalnızca bir şeyin
zihindeki tasarımıdır. Tanım yaparken bir şey hakkında bilgi verilir. Kavramlar ise bir şey hakkında bilgi
vermez, sadece o şeyin zihinde tasarlanılmasını sağlar.
1.2. Kavramın Hayal ve Hüküm İle İlişkisi
a- Kavram-Hayal İlişkisi : Hayal, daima kendimize ait ve kendimize özeldir; yani belli bir nesnenin ve bir
anının tasarımıdır. Kavram ise, yukarıda da belirttiğimiz gibi, genel olup, o nesnenin şu ya da bu niteliğini
taşımaz.
b- Kavram-Hüküm İlişkisi : Hükümlerin tek başlarına anlamları olduğu halde, kavramların yalnız başlarına
bir anlamı yoktur. Kavram ancak bir cümle, bir hüküm içindeki fonksiyonuyla bir varlık kazanabilir.
Kavramların yalnız başlarına anlamlarının olmamasının nedeni, bunlarda tasdik ya da inkâr özelliğinin
bulunmamasından kaynaklanmaktadır
1.3. Kavram Çeşitleri
a- Tümel, Tikel ve Tekil Kavramlar :
Eğer kavram bir sınıfın tümüne işaret ediyorsa, tümel (küllî) kavram adını alır. Tüm ağaçlar, her kitap,
hiçbir şehir gibi.
Eğer kavram bir sınıfın bir kısmına işaret ediyorsa, tikel (cüz‟î) kavram adını alır. Bazı insanlar, kimi
yabancılar gibi.
Kavram bir tek şeye işaret ediyorsa, tekil (ferdî) kavram adını alır. Ankara, Fârâbî gibi.
b- Soyut ve Somut Kavramlar :
Eğer kavram, zihin dışında konusu bulunan bir nesneye işaret ediyorsa, somut (müşahhas) tur. İnsan,
siyah, filozof gibi.
Eğer kavram, bir oluş tarzını ifade ediyorsa, soyut (mücerret) tur. İnsanlık, beyazlık gibi.
c- Kollektif ve Distribütif (Dağıtılmış) Kavramlar:
Bireyler grubunu ifade edip grupta gerçekleşen kavramlar kolektif kavramlardır. Örneğin, meclis, ordu,
sendika gibi.
Yine bireyler grubunu ifade edip, bireyde gerçekleşen kavramlara da distribütif kavramlar denir. Örneğin,
insan, asker, işçi gibi.
d- Olumlu ve Olumsuz Kavramlar: Olumlu kavram, bir varlığa ya da bir özelliğe sahip olmayı nitelerken;
olumsuz kavram, bir varlığa ya da bir özelliğe sahip olmamayı niteler. Örneğin, “zengin”, “erdemli” ve
“eksiksiz” olumlu kavramlardır. Buna karşılık “fakir”, “erdemsiz” ve “eksik” kavramları olumsuzdur.
Kavramların olumlu ve olumsuz şekilde ayrımını ilk defa İngiliz mantıkçısı De Morgan yapmıştır.
e- Açık ve Seçik Kavramlar : Açık ve seçik kavramlar, Yeniçağ felsefesi ve özellikle Descartes tarafından
tanımlanmıştır.
Açık kavramlar bize doğrudan gelen, yani aracısız tasarladığımız kavramlardır. Örneğin, “dişimizin
ağrıması” halindeki “ağrı” kavramı bize açıktır. Ancak açık kavram her zaman seçik olmayabilir. Hangi
dişimizin ağrıdığını bilmiyorsak, ağrımız bize seçik değildir. Dişçimiz ağrıyan dişi bulduğunda, ağrımız hem
açık hem de seçik olmaktadır.
O halde bütün seçik kavramlar aynı zamanda açıktır, ancak bütün açık kavramlar seçik değildir.
Descartes, açık ve seçik kavramlar yanında, bir de apaçık kavramlardan söz etmiştir. Apaçık kavram, aynı
zamanda hem açık hem de seçik olan kavramdır.
f- Tek Anlamlı ve Çok Anlamlı Kavramlar :
Çok anlamlı kavramların hangi anlamlarda kullanıldığını ancak içinde bulunduğu cümleden anlayabiliriz.
“Gül”, “kara”, “çay”, “asma”, “bağ” vb.
Tek anlamlı kavramlar ise, yalnızca bir tek şeyin zihnimizdeki tasarımına karşılık gelmektedir. Örneğin,
“masa” kavramı tek anlama sahiptir.
g- Genel ve Tekil Kavramlar :
Zihinde tasarlanan bir şey, tek bir varlığa karşılık geliyorsa, bu kavram tekil bir kavramdır. Örneğin “şu
masa”, “bu insan”, “Küçük Ağa” vb.
Eğer zihinde tasarlanan bir şey, bir sınıfın tümüne karşılık geliyorsa, genel kavramdır. Örneğin, “insan”,
“kitap”, “hayvan” vb.
1.4. Birbirleriyle Olan İlişkilerine Göre Kavram Çeşitleri
a- Özsel (Zatî) ve İlintisel (Arızî) Kavramlar :
Bir kavram, başka bir kavrama yüklendiğinde, yüklenen kavram, yüklenilenin özünün içindeyse, yani
varlığı onun varlığına bağlıysa, özsel kavram adını alır. Örneğin, “İnsan akıllı bir hayvandır” önermesinde,
“akıllı hayvan” kavramı insana göre özseldir. Çünkü akıllı olmak sadece insana özgü bir niteliktir.
Eğer yüklenen kavram, yüklenilenin özünde değil, diğer türlerce de paylaşılan niteliklere bağlıysa, ilintisel
kavram adını alır. Örneğin, “İnsan uyuyan bir canlıdır” önermesinde “uyumak” kavramı, insanın özüne ait
olmadığından insana oranla ilintiseldir. Çünkü uyumak sadece insana özgü bir nitelik değildir.
b- Bağıl (İzafî) ve Bağıl-Olmayan (Mutlak) Kavramlar :
Bir kavram, varlığını bir başka kavrama borçlu ise buna bağıl kavram denir. Örneğin, çocuğu olmadan bir
kimseye “baba” denemez. O halde “baba” bağıl bir kavramdır.
Bir kavram varlığını başka bir varlıktan almazsa, buna bağıl-olmayan kavram denir. Örneğin, “masa”,
“insan”, “eğitim” gibi.
1.5. Kavramların Çeşitli Delâletleri
a- Nelik (Mahiyet), Gerçeklik (Hakikat) ve Kimlik (Hüviyet) :
Bir kavram sadece zihinde bir tasarım olarak var olabilir. Buna kavramın neliği denir. Öğrenci gibi. Her
kavram zorunlu olarak bir neliğe sahiptir.
Eğer bu kavramın dış dünyada bir karşılığı varsa, buna da o kavramın gerçekliği denir. Örneğin, insan, at,
ağaç gibi kavramların hem neliği hem de gerçekliği vardır. Çünkü insan, at, ağaç dediğimiz varlıklar,
zihnimiz dışında gerçekten vardırlar.
Her kavramın neliği vardır, ancak her kavramın gerçekliği yoktur.
Gerçekliği olan bir kavramı, ana nitelikleriyle ortaya koyup, diğerlerinden ayırmaya kimlik denir. “Atatürk
Üniversitesi öğrencisi” gibi. Kimlik, bir neliğin kendine has birtakım vasıflarıyla öteki fertlerden
ayrılmasıdır. Gerçekliği olan her kavramın kimliği vardır.
b- İçlem (Tazammun) ve Kaplam (Şümul) :
Bir kavram, içine aldığı bireylere işaret ederse, o bireyler, o kavramın kaplamıdır. Örneğin, Ahmet, Veli
gibi bireyler, insan kavramının kaplamına girer.
Eğer bir kavram içine aldığı bireylerin ortak niteliklerine, özelliklerine işaret ederse, o nitelikler, o
kavramın içlemini teşkil eder. Örneğin Ahmet, Veli gibi bireyleri insan kılan, duygululuk, hareketlilik,
akıllılık gibi niteliklerdir. İşte bu nitelikler, insan kavramının içlemini oluşturur.İçlem, içine alan; kaplam
ise, içine giren terimdir.
Burada şunu ifade etmemiz gerekir ki, bir kavramın kaplamı belirtilmekle, içlemi de belirtilmiş olmaz,
ancak içlemi belirtilmekle, mutlaka kaplamı da belirtilmiş olur.
İçlem ve kaplam, cins-tür ilişkisi üzere dizilir. Üsteki kavram daha genel olup cinsi, altındaki ise onun
türünü gösterir. Örneğin, İlahiyat, Atatürk Üniversitesi‟nin; Atatürk Üniversitesi, üniversitenin; üniversite,
yüksek öğretimin özelliğini taşır.
1.6. Kavramların İfade Edilişi: Delâletler
İslâm mantıkçıları, delâleti şöyle tanımlamışlardır: “Delâlet öyle bir şeydir ki, onu anlamaktan başka bir
şeyi anlamak lazım gelir.”
Delâlet, sözlü ve sözsüz olmak üzere iki kısma ayrılır. Bunlar da, kendi aralarında
a- Sözlü tabiî delâlet
b- Sözlü aklî delâlet
c- Sözlü vaz‟î delâlet
d- Sözsüz tabiî delâlete.
e- Sözsüz aklî delâlet
f- Sözsüz vaz‟î delâlet gibi kısımlara ayrılırlar..
Ancak bu delâlet şekillerinden hepsi mantığı ilgilendirmez. Mantığı ilgilendiren “sözlü vaz‟î delâlet”tir.
Anlamlı sözün manaya delâleti üç türlüdür: Mutabakat (uygunluk), tazammun (içlem) ve iltizam
(gereklilik)dır. Şimdi sırasıyla bunları ele almaya çalışalım.
a- Sözcük konulduğu anlamın tamamına delâlet ederse, buna “delâlet-i mutabakât” denir. Örneğin
“insan” sözcüğünün konuşan bir canlıya delâlet etmesi.
b- Sözcük konulduğu anlamın bir bölümünü ifade ediyorsa, buna “tazammun” denir. Örneğin, “insan”
sözcüğünün ya sadece “canlı” ya da sadece “konuşan”a delâlet etmesi.
c- Zihinde gerekli olanın, dış dünyadaki bir şeye delâleti ise iltizâmdır. Örneğin “insan” sözcüğünün
“âlimlik” ve “kâtiplik” sıfatı üzerine delâlet etmesi.
1.7. Kavramlar Arası İlişkiler
İki kavram arasında dört türlü ilişkiden birisi olabilir. Dört ilişki şunlardır:
Eşitlik, Ayrıklık, Tam-girişimlik Eksik-girişimlik.
a- Eşitlik (Müsavât): Eğer iki kavramdan her biri diğerinin bütün bireylerini karşılarsa, aralarında eşitlik
vardır.
b- Ayrıklık/Ayrılık (Mübayenet): İki kavramdan biri diğerinin hiçbir bireyini içine almazsa, burada ayrıklık
vardır.
c- Tam-Girişimlik/Tam Kapsama (Umum ve Husus Mutlak): İki kavramdan yalnız biri diğerinin bütün
bireylerini içine alırsa, aralarında tam-girişimlik vardır.
d- Eksik-Girişimlik/Eksik Kapsama (Umum ve Husus min Vech): İki kavramdan her biri diğerinin bazı
bireylerini içine alırsa, aralarında eksik-girişimlik vardır.
1.8. Kategoriler (Makûlât)
Kategori kelimesini ilk defa Platon kullanmıştır. En yüksek ve var olan her şeyin içine gireceği en geniş
kavramlara kategori denir.
3.ÜNİTE
BEŞ TÜMEL
Mantıkta beş tümel (genel)i ilk defa Porphyrios’un İsâgoji adlı eserinde işlediğini daha önce söylemiştik.
Beş tümelin kolay bir şekilde anlaşılabilmesi için Porphyrios Ağacı denen şu şemayı göz önünde
bulundurmak faydalı olur:
Beş Tümel (Külliyât-ı Hams)
a. Cins: Altında türlerin sıralandığı terime cins denir. Cins, uzak ve yakın olmak üzere ikiye ayrılır. Bir türün
doğrudan doğruya bağlandığı yani hemen üstündeki cins onun yakın cinsidir. Araya giren cinsler
vasıtasıyla bağlandığı terim ise uzak cinstir. Örneğin, bitki-çiçek-gül terimlerini ele alalım. Burada çiçek
(cinsi) ile gül (türü) arasında üçüncü bir terim bulunmadığından çiçek, gül teriminin yakın cinsidir. Bitki
terimi ise, gül teriminin uzak cinsini oluşturur.
b. Tür (Nev’î): Cinsin altında bulunan ve öz bakımından bağlı bulunduğu cinsle kısmen özdeş olan genel
kavramdır. Tür, uzak ve yakın şeklinde ikiye ayrılır. Bir cinsin doğrudan doğruya bağlandığı tür, onun yakın
türü; araya giren türler vasıtasıyla bağlandığı tür de uzak türüdür. Örneğin, alet-kalem-tükenmez kalem
terimlerini ele alalım. Burada alet cinsi, kalem türü belirtir. Ancak kalem, tükenmez kaleme nispetle cinsi,
alete nispetle de türü oluşturur. Alete göre tükenmez kalem uzak tür, kalem ise yakın türdür.
c. Ayrım (Fasıl): Cinsleri ve türleri birbirinden ayıran ana karakterlere ayrım denir. Örneğin, memeliler,
kuşlar, balıklar ve sürüngenler, “omurgalılar” teriminin türleridir. İslâm mantıkçıları bu üç tümele “özsel
tümeller (külli-i zâtî)” derler.
d. Özgülük (Hassa): Bir türe ya da kişiye ait olup aynı cinsten diğer bir tür ve şahısta bulunmayan
niteliktir.
e. İlinti (Araz): Fertlerde geçici olarak bulunmakla birlikte varlığı ferdin varlığına bağlı olmayan diğer
fertlerin de paylaştıkları özelliklere denir. Örneğin, insanın sakat, gülün solmuş olması.
İslâm mantıkçıları özgülük ile ilintiye “ilintisel tümel (külli-i ârızî)” deyip şu şekilde tanımlamışlardır: Bir
türe, birtakım nitelikler ilinti olur. Bu nitelikler, eğer bir türe ait ise özgülük, çeşitli türlere ait ise, ilinti
olur.
4.ÜNİTE
TANIM
Tanım en genel ifadesiyle, bir şeyin ne olduğunu açıklayan sözdür. Bir başka ifadeyle tanım, bir kavramın
içlemini ortaya koyan zihin işlemidir.
1. Tanımın Çeşitleri Klasik mantıkçılar tanımı ikiye ayırırlar:
a. Özle ilgili tanım
b. İlinti ile ilgili tanım
Beş Tümele Göre Tanım Çeşitler
a. Özle ilgili tanım (Hadd-ı tam): Bir şeyin yakın cinsi ile yakın ayrımından yapılan tanımdır. “İnsan
konuşan hayvandır” tanımı gibi. Burada “hayvan” insanın yakın cinsi, “konuşma” ise yakın ayrımıdır.
b. Özle ilgili eksik tanım (Hadd-ı nakıs): Bir şeyin uzak cinsi ile yakın ayrımından yapılan tanımdır. “İnsan
konuşan cisimdir” gibi.
c. İlintiyle ilgili tam tanım (Resm-i tam): Bir şeyin yakın cinsi ile özgüllüğünden yapılan tanımdır. “İnsan
gülen bir hayvandır”. Burada “gülen” insanın özgülüğü, “hayvan” ise cinsidir.
d. İlintiyle ilgili eksik tanım (Resm-i nakıs): Bir şeyin uzak cinsi ve ilintisiyle yapılan tanımdır. “İnsan uyuyan
cisimdir” gibi. Burada uyumak insanın ilintisi, cisim ise uzak cinsidir.
Tanımlanana Göre Tanım Çeşitleri
Klasik mantıkçılar, tanımı bir de tanımlanana göre sınıflandırmışlardır. Bu açıdan iki tür tanım
vardır.Bunlardan biri adsal, diğeri de gerçek tanımdır.
1. Adsal (Lafzî-Nominal) Tanımlar: Adsal tanımlar, zihin dışında varlığı olmayanın tanımıdır. Yani, niteliği
olup da gerçekliği bulunmayan bir kavramın tanımıdır. “Anka kuşu” ve “Kafdağı”nın tanımı adsal tanıma
örnek verilebilir.
2. 2. Gerçek (Hakikî-Reel) Tanımlar: Bu tür tanımlar, deney ve gözlem yoluyla tanıdığımız nesnelerin
tanımıdır. “İnsan akıllı bir hayvandır” tanımı gerçek tanıma örnektir.
Gerçek tanım, varlığı zihin dışında var olan bir nesnenin tanımıdır, bir başka ifadeyle, hem gerçekliği hem
de neliği olan bir kavramın tanımıdır. İnsan, kuş, su vb.
Tanımda Kullanılan Vasıtalara Göre Tanım Çeşitleri
a. Empirik (Tecrübî) Tanım: Deney yoluyla özelliklerini belirttiğimiz varlıklar hakkında yaptığımız tanımdır.
b. Rasyonel (Aklî) Tanım: Soyut bir terimin akıl ilkelerine dayanılarak özelliklerinin belirtilmesidir.
Belirsizliği Kaldırmaya Yönelik Tanım Çeşitleri
a. Analitik (Tahlilî) Tanım: Bir terimi analiz yoluyla tanımlamaktır.
b. Kayıtlı (Şartlı) Tanım: Konuşmacının bir terimi hangi anlamda kullandığını ya da kullanış amacını
gösteren tanımdır.
Tanımın Şartları
1- Tanım Tam Olmalıdır.
2- Bir şeyi kendisinden daha açık olmayan bir şeyle tanımlamamalıdır.
3- Tanımda kısırdöngü (devr-i bâtıl) bulunmamalıdır.
4- Tanım, ne çok uzun ne de çok kısa olmalıdır.
Tanımlanamazlar
1- Duyu deneyimleri tanımlanamaz.
2- Duyguların tanımı olmaz.
3- Üstün cinslerin de tanımı yapılamaz.
4- Fertleri gösteren tek şeylerin tanımı yapılamaz.
BÖLME
Mantık dili ile söyleyecek olursak bölme, bir terimin ve bir fikrin, kaplamını tahlil etmektir. Örneğin, bir
okulun sınıf ve şubelere bölünmesi.
Bölmenin Çeşitleri :
a- Bir Bütünün Unsurlarına Ayrılması (Küllün Eczâsına Taksimi)
b- Bir Bütünün Tikellerine Bölünmesi (Küllinin Cüz’iyâtına Taksimi)
Bölmenin Şartları :
1- Bölme tam olmalıdır.
2- Bölümlerden biri, bölünenin aynı ya da ona aykırı olmamalıdır.
3- Bölünen terim, bölümlerden daha genel olmalıdır.
4- Bölünen terimler birbirine döndürülmemeli ve birbirini içine almamalıdır.
SINIFLANDIRMA (TASNİF)
Sınıflandırma, terimleri kaplam derecesine göre ayırmaktır. Bir başka ifadeyle, varlıkları cins ve türlerine
bölerek, bir sıra, bir düzen içinde göstermektir.
Sınıflandırma bölmeden farklıdır. Bölme daha geneldir. Her sınıflandırma bir bölmedir. Ancak her bölme
bir sınıflandırma değildir.
Sınıflandırmanın Çeşitleri
a- Yapay (Sun’î) Sınıflandırma: Varlıkları ve eşyayı değişebilen özelliklerine göre sınıflandırmaktır.
b- Doğal (Tabiî) Sınıflandırma: Eşya ve varlıkların, başta gelen niteliklerine göre sınıflandırılmasına denir.
Bilimlerde yapılan bu sınıflandırmadır.
Sınıflandırmanın Şartları
a- Sınıflandırma, esaslı vasıflara dayanılarak yapılmalıdır.
b- Sınıflandırma tam olmalıdır.
c- Sınıflandırılması yapılan terimlerin aralarında bir ilgi bulunmalıdır.
5.ÜNİTE
ÖNERMELER
Önermenin Tanımı : Önerme, doğru ya da yanlış olan cümlelerdir. Doğru ya da yanlış olabilen cümleler
ise, yalnızca yargı bildiren cümlelerdir. Bu anlamıyla, önermeler bir cümledir; fakat her cümle bir önerme
değildir.
Yalnızca bir iddiayı, yargıyı ve tanımı dile getiren cümlelere önerme denir. O halde, önermeler bir
doğruluk değeri taşırlar. Onlar ya doğru ya da yanlış olabilirler.
Önermenin Unsurları
Bir önermede şu üç unsur bulunur:
1- Konu (mevzu‟)
2- Yüklem (mahmûl)
3- Bağ (rabıta)
ÖNERME ÇEŞİTLERİ
Eğer önerme tek bir yargıyı gerektiriyorsa, buna basit, yüklemli ya da kategorik önerme denir. Birden
fazla yargıyı gerektiriyorsa, buna bileşik önerme denir.
1. Yargının Niteliği Bakımından Önermeler : Önermeler nitelik bakımından olumlu ve olumsuz şeklinde
ikiye ayrılır.
2. Yapıları/Kuruluşları Bakımından Önermeler : Önermeler, yapıları ya da kuruluş biçimleri yönünden iki
grupta toplanabilir. Bunlar, basit ve bileşik önermelerdir.
a- Basit Önermeler :Basit önermelere, yüklemli ya da kategorik önermeler de denir. Klasik mantıkçıların
en çok üzerinde durup işledikleri önerme türü budur.
Basit önermeler konunun niceliğine göre şu kısımlara ayrılırlar: Eğer önermenin öznesi tümel ise, yani
özne olan terim bir sınıfın tümünü içine alıyorsa, ona tümel önerme denir. “Bütün insanlar ölümlüdür”
gibi. Bir kısmını içine alıyorsa, ona tikel önerme denir. “Bazı insanlar kâtiptir” gibi. Özne tek bir bireye
delâlet ediyorsa, buna da tekil önerme denir. “Ahmet çalışkandır” gibi. Eğer özne nicelik belirtmiyorsa,
buna da belirsiz önerme denir. “İnsan ölümlüdür” gibi.
Özne ve yüklemi tek tek terimlerden oluşan basit önermelerde bazen özne ya da yüklem veya her ikisi
birden karmaşık bir durum gösterir. Basit önermeler içinde bulunan bu önermelere karmaşık önermeler
denir.
İki basit önermenin bir önerme eklemi ile birleşmesi sonucu elde edilen yeni önermeye bileşik önerme
denir.
b-Bileşik Önermeler : İki basit önermenin bir önerme eklemi ile birleşmesi sonucu elde edilen yeni
önermeye
a- Bileşiği Açıkça Belli Olan Önermeler : Birden fazla yargı içeren ve şekil bakımından açıkça belli olan
önermelerdir.
1. Şartlı (Koşullu) Önermeler: Klasik mantıkta, bileşik önermelerden en çok şartlı önermeler üzerinde
durulmuştur. Bu tür önermelerde yargı bir şarta bağlıdır.
a- Bitişik (Muttasıl) Şartlı Önermeler: Eğer, koşullu önermede “önce gelen” ile “sonra gelen”in olumluda
birleşmesi ve olumsuzda birleşmemesi ile hükmolunursa, buna bitişik şartlı önerme denir. Örneğin,
“Güneş doğarsa gündüz olur”
b- Ayrık (Munfasıl) Şartlı Önermeler : Önce gelen ile sonra gelen arasında birbirini yok etmek suretiyle
hükmolunan önermelerdir. Olumlusunda iki tarafın ayrılmasına hükmedilir, olumsuzunda ise iki tarafın
ayrılmasının yok edilmesiyle yargıya varılır. Örneğin, “Sayı ya tektir ya çifttir”
2. Bağlantılı Önermeler : Birbirine kabul ya da yadsıma bağlacı ile bağlanan birçok özne ya da yüklemden
yapılan önermelerdir. Örneğin “Ali ve Ahmet çalışkan ve zekidir”
3. Nedenli Önermeler : Sebep bildiren bir kelime ile birbirine bağlı iki önermeyi içeren önermelerdir.
Örnek, “Öğrenciler çalışıyor, çünkü sınav var”.
4. Göreli (İzâfî) Önermeler : Birtakım ilişki ve mukayeseler içeren önermelerdir. Örnek, “Doğduğuna
inandığına göre öleceğine de inanman gerekir”
5. Ekli Önermeler : “Fakat”, “mamafih” gibi kelimelerle yapılan önermelerdir. Örnek, “Para malı satın
alabilir, fakat kalbi alamaz”.
b- Bileşikliği Gizli Olan Önermeler : Bileşikliği şekil bakımından değil, anlam bakımından belli olan
önermelerdir.
1. Özgülü Önermeler: Yüklemin yalnız bir konuya ait olduğu belirtilen önermelerdir. Bu önermelerde
“ancak”, “yalnız” gibi kelimeler kullanılır. Örnek, “Yalnız Ahmet ev ödevini yaptı”.
2. Çıkarmalı Önermeler : Önermenin konusunun kaplamına giren bir kısım bireyleri dışarıda tutarak
konunun bütünü hakkında hüküm vermek suretiyle elde edilen önermelerdir. Örnek, “Pazar hariç her
gün çalışırım”.
3. Karşılaştırmalı Önermeler : Bir düşünceyi karşılaştırma ile ifade eden önermelerdir. Örneğin, “Ali
Ahmet‟ten daha çalışkandır”
4. Sınırlandırıcı Önermeler : Zaman sınırlamasına tabii tutarak bir şeyin önceki ve sonraki durumu
hakkında hükümde bulunan önermelerdir. Örnek, “Üç gündür bu yol trafiğe kapatıldı”.
Kipliği Bakımından Önermeler : Önermelerin karşılık geldikleri varlıkları ifade etme şekli bakımından
ayrılmasına “kiplik” denir.
Kipli önermeler, yapı bakımından tek bir önerme gibi görünmelerine rağmen, aslında birbirine geçmiş iki
önermeden meydana gelmektedirler. Örneğin, “İyilik eden iyilik bulur”
1- Aristoteles’te Kipli Önermeler : Aristoteles geleneği içinde kipli önermeler üç kısma ayrılır:
a. Arı ve Basit (Assertorik) Önermeler: varlıkları olduğu gibi yalın bir biçimde ifade eden önermelerdir.
Örnek, “İnsanlar iyidir”.
b. Zorunlu (Apodiktik) Önermeler: Aristoteles‟e göre, hem form hem de içerik bakımından zorunlu olarak
doğru olan önermelere apodiktik önerme denir.
c. Olanaklı ya da Mümkün (Problematik) Önermeler: Bir imkânı dile getiren önermelerdir. Örnek, “Bugün
yağmur yağması muhtemeldir”
2- İslâm Mantıkçılarında Kipli Önermeler : İslâm mantıkçıları arasında da farklı iki görüş vardır: İlk
mantıkçılar (mütekaddimîn) ile sonrakiler (müteahhirîn) önermeleri kiplik bakımından farklı biçimde ele
almışlardır.
İslâm dünyasında mütekaddimînden olan mantıkçılar, üç türlü kiplik kabul etmişlerdir. Bunlar vücup,
imkân ve imtina‟dır.
“Vücûp”, “imkân” ve “imtina” terimlerinden kastedilen anlamı aydınlatmak için eski mantık kitaplarının
çoğunda verilen örnek şudur: Ateşin sıcak olması zorunlu, soğuk olması imkânsız, sönmesi mümkündür.
İslâm dünyasında müteahhirînden olan mantıkçılar ise, eskilerin üç modalitesine karşılık zorunluluk,
devam, fiil ve imkân şeklinde dört modalite kabul ederler.
İçlemleri Bakımından Önermeler : Önermeler, içlemleri bakımından analitik (tahlilî) ve sentetik (terkibî)
olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Analitik (Tahlilî) Önermeler : Mantık dilinde olgusal içerikten yoksun önermelere analitik önermeler
denir. Analitik bir önermenin doğru ya da yanlış olması gözlem ya da deneye tabi tutulmaksızın
belirlenebilir. Analitik önermeleri, “A, A‟dır” şeklinde gösterebiliriz
2- Sentetik (Terkibî) Önermeler : Mantık dilinde olgusal içerikli önermelere sentetik önermeler denir.
Sentetik bir önermenin doğru ya da yanlış olduğu ancak gözlem ve deneye başvurularak belirlenebilir.
Bütün sentetik önermeleri şu temel biçime indirgeyebiliriz: “A, B‟dir”.
6.ÜNİTE
ÖNERMELERİN BİRBİRLERİYLE İLİŞKİLERİ
ÖNERMELER ARASI İLİŞKİLER : İki önerme birbiriyle iki türlü ilişkiye girer. Bunlar; karşı olma ve eşdeğer
olmadır.
1. Karşı Olma (Tekabül) İlişkileri : İki önerme ya nitelikleri ya da nicelikleri veya her ikisi bakımından
birbirlerinden farklı iseler, bu iki önerme arasında karşı olma vardır. Karşı olma ilişkileri üç tanedir.
Bunlar; karşıtlık, altık ve çelişikliktir.
Karşı olma ilişkilerini şu şemayla gösterebiliriz:
Karşıt (Müstezât) Önermeler : Konu ve yüklemi aynı olan iki önerme nitelik bakımından farklı ise, bunlara
karşıt önermeler denir.
1.Eğer bu karşıtlık tümel önermeler arasında ise, bunlara üst karşıt önermeler denir.
Örnek: Bütün insanlar ölümlüdür. (D)
Hiçbir insan ölümlü değildir. (Y)
2. Eğer karşıtlık ilişkisi tikel önermeler arasında ise, bu ilişkiye alt karşıtlık denir.
Örnek: Bazı insanlar öğrencidir. (D) Bazı insanlar ölümlüdür. (D)
Bazı insanlar öğrenci değildir. (D) Bazı insanlar ölümlü değildir. (Y)
Altık (Mütedâhil) Önermeler : Konu ve yüklemi aynı olan iki önerme, nicelik bakımından farklı, nitelik
bakımından aynı olursa, bu iki önerme birbiriyle altıktır. Yukarıdaki şemada A-I, E-O simgeleri altık
önermeleri karşılar.
Örnek: (I) Bazı insanlar akıllıdır.
(E) Hiçbir insan akıllı değildir.
(O) Bazı insanlar akıllı değildir.
Çelişik (Mütenakız) Önermeler : Konu ve yüklemleri aynı olan iki önerme hem nitelik hem de nicelik
bakımından birbirlerinden farklı ise, bu önermeler birbirleriyle çelişiktir. Yukarıdaki şekildeki A-O, E-I
simgeleri çelişik önermeleri karşılar. Çelişik önermelerin biri doğru ise, diğeri yanlış olur.
Örnek: (A) Bütün insanlar solunum yapar. (D)
(O) Bazı insanlar solunum yapmaz. (Y)
(E) Hiçbir çiçek güzel kokulu değildir. (Y)
(I) Bazı çiçekler güzel kokuludur. (D)
Eşdeğerlilik İlişkileri : Bir önermenin doğruluk değerini bozmadan o önermeden elde edilen yeni önerme
ile arasındaki ilişkiye denir. Bir doğru önermeden yine bir doğru önerme elde etmeye eşdeğerlilik adı
verilir.
1- Düz Döndürme (Aks-i Müstevi) : Düz döndürme, basit (kategorik) bir önermenin niteliğine ve doğruluk
değerine dokunmadan konusunu yüklem, yüklemini konu yapmaktır.
a. Tümel olumlu bir önermenin düz döndürmesi tikel olumlu olur.
Örnek: Bütün insanlar ölümlüdür.
Bazı ölümlüler insandır.
b. Tikel olumlunun düz döndürmesi tikel olumlu olur.
Örnek: Bazı balıklar memelidir.
Bazı memeliler balıktır.
c. Tümel olumsuzun düz döndürmesi tümel olumsuz olur.
Örnek: Hiçbir ağaç taş değildir.
Hiçbir taş ağaç değildir.
d. Tikel olumsuzun düz döndürmesi olmaz. Çünkü döndürme bazen doğru, bazen yanlış olur.
Düz döndürme Şu iki mantık aksiyomuna dayanır:
Birinci aksiyom: Olumlu önermelerde yüklem daima tikeldir. “Her insan ölümlüdür” önermesi, insanların
bazı ölümlülerden olduğuna işaret eder.
İkinci aksiyom: Olumsuz önermelerde yüklem tümeldir. Çünkü olumsuz önermede özne, yüklemin bütün
kaplamının dışında bırakılmıştır. “Hiçbir insan sürüngen değildir” önermesinde, insan sürüngenler
sınıfının dışında bırakılmıştır.
2- Ters Döndürme (Aks-i Nakîz) : Bir önermenin olumlu ve olumsuzluğuna dokunmadan, öznesinin karşıt
halini yüklem, yükleminin karşıt halini özne yapmaktır.
a. Tümel olumlu önermenin ters döndürmesi tümel olumlu olur.
Örnek: Her insan canlıdır.
Her canlı olmayan insan olmayandır.
b. Tümel olumsuzun ters döndürmesi tikel olumsuz olur.
Örnek: Hiçbir insan ağaç değildir.
Bazı ağaç olmayan insan olmayan değildir.
c. Tikel olumlunun ters döndürmesi olmaz.
d. Tikel olumsuzun ters döndürmesi tikel olumsuz olur.
Örnek: Bazı ağaçlar çam değildir.
Bazı çam olmayanlar ağaç olmayan değildir.
7.ÜNİTE
TÜMDENGELİM (DEDÜKSİYON, TA’LİL)
Zihnin tümel veya genel bir önermeden tikel veya tekil bir önermeye geçiş suretiyle yaptığı akıl
yürütmeye tümdengelim (dedüksiyon, ta’lil) denir.
Tümdengelimin prensibi “bütün için doğru olan, parçaları için de doğrudur” prensibine dayanır. Bu
prensip “özdeşlik” prensibini temel alır. Tümdengelimde öncüller sonuç için yeterli ve onu zorunlu
kılıcıdır.
Tümdengelimin en önemli kısmını kıyas oluşturmaktadır. Kıyas, Aristo geleneğine bağlı olan Müslüman
filozofların (Fârabî, İbn-i Sina, Gazalî) mantığının merkezini teşkil eder.
Tümdengelim, “Dolaysız Kıyas” ve “Dolaylı Kıyas” olmak üzere ikiye ayrılır. Dolaysız kıyaslar ise kendi
aralarında “KarŞı Olma” ve “Yansıtma” olmak üzere ikiye ayrılır.
KIYAS
Kıyasın Tanımı : Aristo, kıyası şöyle tanımlamaktadır: “Kıyas öyle bir sözdür ki, kendisine doğru ya da
yanlış olarak kabul edilen bazı şeylerin konulmasıyla, bu konulan şeylerden başka bir şeyin bunlar vasıtası
ile zorunlu olarak ortaya çıkmasıdır.”
Kıyasın Kuralları
Genellikle mantıkçılar kıyasın 8 kuralından söz ederler:
1- Her kıyasta büyük, küçük ve orta terim olmak üzere 3 terim bulunmalıdır.
Örnek : Bütün çiçekler sevimlidir;Papatya da çiçektir;O halde papatya da sevimlidir,
2- Orta terim sonuçta bulunmamalıdır.
3- Orta terim iki öncülde de tikel olarak alınamaz.
4- Sonuç daima öncüllerin zayıfına bağlıdır.
5- Büyük ve küçük terimlerin öncüllerdeki kaplamları ne kadar ise, sonuçta ondan fazla olamaz.
6- İki olumsuz öncülden bir sonuç çıkmaz.
7- İki tikelden sonuç çıkmaz
8- Öncüller olumlu ise sonuç olumsuz olamaz.
Kıyasın Değeri :
Descartes, “Metod Üzerine Konuşma” adlı eserinde şöyle diyor “Mantık, kıyasları ve başka bir sürü
kuralları ile yeni bir şey öğretmekten ziyade, belli şeyleri başkalarına açıklamak ve bilinmeyen şeyler
hakkında
muhakemesiz söz söylemekten başka şeye yaramıyor. Gerçi mantıkta pek doğru ve pek iyi kurallar varsa
da, aralarına birçok zararlı ve gereksizleri de karışmıştır. Böylece doğru ve iyileri zararlı ve gereksizlerden
ayırt etmek yontulmamış bir mermer taşından Diana veya Minerva’nın heykellerini çıkartmak kadar
zordur.
“Aklın Yönetimi İçin Kurallar” adlı eserin X. kuralında da şöyle diyor: “… hakikati aramak isteyenlere
mantığın hiçbir faydası yoktur. Ancak daha önceden bilinen delilleri, bazen kolayca başkalarına anlatmaya
yarayabilir”
Görülüyor ki klasik mantık Descartes tarafından ağır bir şekilde eleştiriliyor. Mantıkta doğru kurallar varsa
da, yanlış ve zararlılarından ayırmak güçtür. Descartes’e göre kıyas, yeni bir bilgi vermez. Belli olan
bilgileri başkalarına aktarmaya yarar. O halde verimsiz ve kısır bir metottur.
Bu itirazlara karşın Leibniz, kıyas hakkında şöyle der: “Kıyaslar, insan zihninin en güzel hatta en muteber
buluşlarından biridir. Bu, önemi yeteri kadar bilinmeyen, bir nevi tümel matematiktir. Denebilir ki,
kullanılması bilindiği ve kullanılabildiği takdirde aldanmazlığı içine alan bir sanattır.”
Kıyasın kısır olduğunu söylemek, dedüksiyonun kısır olduğunu söylemektir. Çünkü kıyas, en mükemmel
dedüksiyon şeklidir. Tecrübî kanunlar yavaş yavaş yerlerini daha yüksek kanunlara bırakıyor. Deneysel
bilimler ilerledikçe dedüksiyona başvuruyorlar. Mübalağa etmeden denebilir ki, modern bilim
dedüksiyonun zaferidir, dedüksiyonun özü ise kıyastır. Descartes’in mantık kurallarının faydasızlığını iddia
etmesi, ancak Descartes’in Aristo’ya olan düşmanlığı ile açıklanabilir.
8.ÜNİTE
KIYASIN ŞEKİLLERİ
Orta terimin kıyas içinde bulunduğu yere göre kıyaslar şekillere ayrılır. Dört kıyas şekli vardır. Bunlar da,
birinci şekil, ikinci şekil, üçüncü şekil, dördüncü şekil olarak adlandırılırlar. Aristo, yalnız üç kıyas şeklinden
bahseder. Ancak Aristo aşağıda zikredeceğimiz dördüncü şekilden bahsetse de bunu ayrı bir şekil olarak
ele almayıp birinci şeklin dolaylı (indirect) modları olarak telakki eder. Ortaçağ Batı mantıkçıları ve İlk
İslam filozofları da kıyasın üç şeklini ele almışlar, daha sonra gelen mantıkçılar dördüncü şekle de yer
vermişlerdir.
Birinci Şekil: Orta terim büyük önermede konu ve küçük önermede yüklem olursa “birinci şekil”den kıyas
olur.
Örneğin; Bütün insanlar ölümlüdür; I. Öncül
Aristo da insandır; II. Öncül
O halde Aristo da ölümlüdür. Sonuç
İkinci Şekil: Orta terim her iki öncülde de yüklem olursa “ikinci şekil”den kıyas olur.
Örneğin; Her insan canlıdır; I. Öncül
Hiçbir taş canlı değildir; II. Öncül
O halde hiçbir taş insan değildir. Sonuç
Üçüncü Şekil: Orta terim her iki öncülde de konu olursa “üçüncü şekil”den kıyas olur.
Örneğin; Cıva madendir; I. Öncül
Cıva katı değildir; II. Öncül
O halde bazı madenler katı değildir. Sonuç
Dördüncü Şekil: Eğer orta terim büyük önermede yüklem, küçük önermede konu olursa “dördüncü
şekil”den bir kıyas olur.
Örneğin; Bütün insanlar canlıdır; I. Öncül
Bütün canlılar ölümlüdür; II. Öncül
O halde bazı ölümlüler insandır. Sonuç
9.ÜNİTE
KIYASIN ÇEŞİTLERİ
Kıyaslar ihtiva ettikleri önermelerin sayı ve türlerine göre çeşitlere ayrılırlar. Kıyaslar başlangıçta
içerisinde bulundurduğu önermelerin sayısına göre “basit” ve “bileşik” olmak üzere ikiye ayrılır.
Şayet kıyas, iki öncül ve bir sonuçtan meydana geliyorsa “Basit Kıyas”; iki öncülden fazla öncül ve bir
sonuçtan meydana geliyorsa “Bileşik Kıyas” olur.
BASİT KIYASLAR
Bu kıyaslar, iki öncül ve bir sonuçtan meydana gelen kıyaslardır. Basit kıyaslar; “Kesin (İktiranlı)” ve
“Seçmeli (İstisnalı)” kıyaslar olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Kesin (İktiranlı) Kıyaslar: Eğer kıyasın sonucu öncüllerde anlam bakımından bulunup, şeklen bulunmaz
ise bu kıyas “Kesin Kıyas” olur.
Örnek; Bütün İnsanlar Ölümlüdür; (I. Öncül)
Aristo da insandır; (II. Öncül)
O halde; Aristo’da Ölümlüdür. (Sonuç)
Bu kıyasta “Aristo Ölümlüdür” sonucu, anlam bakımından birinci öncülde, yani “Bütün insanlar
ölümlüdür” önermesinde bulunmaktadır.
Kesin kıyaslar da “Yüklemli Kesin Kıyaslar” ve “Şartlı Kesin Kıyaslar” olmak üzere ikiye ayrılır.
a. Yüklemli Kesin Kıyaslar: Eğer kıyas yalnız yüklemli önermelerden yapılıyorsa buna “Yüklemli Kesin
Kıyas” denir.
Batılı mantıkçıların “basit (simple)” dedikleri kıyaslar bu tür kıyaslardır. Gerek İslam dünyasında gerekse
batıda asıl üzerinde durulan kıyas türü budur. Aristo da, mantık kitaplarında bu kıyas türünü ele almıştır.
Yapılışı : Yüklemli Kesin Kıyasta; Büyük, Küçük ve Orta terim olmak üzere üç terim bulunur. Sonucun
yüklemine “Büyük Terim”, sonucun konusuna “Küçük Terim”, her iki öncülde de tekrar edilene ise “Orta
Terim” denir.
Örnek : Bütün İnsanlar Ölümlüdür;
Aristo’da İnsandır;
O halde; Aristo’da ölümlüdür.
Bu kıyasta “Ölümlü” ifadesi “Büyük Terim”, “Aristo”; “Küçük Terim”, “İnsan” ise “Orta Terim”dir.
BİLEŞİK KIYASLAR
İkiden fazla öncülden yapılan kıyaslara bileşik kıyaslar denir. Öncülleri ikiden fazla olduğu için bunlar aynı
zamanda iki veya daha fazla basit kıyası da ihtiva ederler.
Üçe ayrılırlar: Zincirleme Kıyas, Mefsul’un-Netaic, Hulfî Kıyas
1.Zincirleme kıyas: Bu tür kıyaslar ard arda gelen birçok kıyastan meydana gelmiştir. Birinci kıyasın
sonucu onu takip eden kıyasın öncüllerinden biri olur.
Şu karaltı insandır (I. Öncül)
Her İnsan hayvandır (II. Öncül) Birinci Kıyas
O halde şu karaltı hayvandır (Sonuç)
Şu karaltı hayvandır (I. Öncül)
Her hayvan cisimdir (II. öncül) İkinci Kıyas
O halde şu Karaltı cisimdir (Sonuç)
Kıyasın sonuçları ortadan kaldırılarak yapılan bileşik kıyaslara “Mefsulun Netaic” denir.
Bu ırmak gürültü yapıyor (I. Öncül)
Gürültü yapan hareket ediyor demektir (II. Öncül) Birinci Kıyas
Bu ırmak hareket ediyor (Sonuç) (Kaldırılan Sonuç)
Bu ırmak hareket ediyor (I. Öncül) (Kaldırılan öncül)
Hareket eden donmamıştır (II. Öncül) İkinci Kıyas İkinci Kıyas
Bu ırmak donmamıştır (Sonuç) (Kaldırılan Sonuç)
Bu ırmak donmamıştır(I. Öncül) (Kaldırılan öncül)
Donmamış olan beni taşıyamaz (II. Öncül) Üçüncü Kıyas
O halde bu ırmak beni taşıyamaz. (Sonuç)
Yukarıdaki üç bileşik kıyasın sonuçlarının kaldırılması ve buna bağlı olarak ta ardlarındaki kıyasın birinci
öncüllerinin kalkması ile oluşan Mefsulun Netaic şu şekildedir:
Bu ırmak gürültü yapıyor.
Gürültü yapan hareket ediyor demektir .
Hareket eden donmamıştır .
Donmamış olan beni taşıyamaz
O halde bu ırmak beni taşıyamaz.
3.Hulfî Kıyas: Bir kesin ile bir istisnalı kıyastan yapılan ve saçma yolu ile ispatta kullanılan bileşik kıyaslara
hulfî kıyas denir.
İspat edilmesi istenenin, karşıt halinin (çelişiğinin) saçmalığını göstermekle ispat edilmesi istenenin
doğruluğuna hükmetmektir. Böyle bir ispatta zihnin yaptığı kıyasa “Hulfî Kıyas”denir.
3. DÜZENSİZ KIYASLAR
Düzensiz kıyaslar ikiye ayrılır.
1. Matvi Kıyas( Kıyas-ı Matvi, enthymeme)
2. Delilli Kıyas( Kıyas-ı Müdellele, epichereme)
Matv-i Kıyas: Konuşma dilinde çok rastlanan bir kıyas türüdür. İfadede eksik fakat zihinde tam olan bir
kıyastır.
Birisinin kalbini kırana “kalp kırmak kötü bir şeydir” dendiğinde bu sözü söyleyen bir Matv-i Kıyas yapıyor
demektir.
Bu ifadenin, yani “kalp kırmak kötü bir şeydir” ifadesinin zihindeki tam şekli şudur:
Bu hareket kalp kırmaktır. (I. öncül)
Kalp kırmak kötü bir şeydir. (II. Öncül)
Öyleyse bu hareket kötü bir şeydir. (Sonuç)
Birisi arkadaşına “kayık ile denize çıkalım” dese ve arkadaşı da “hava lodosludur” diye cevap verse, bu
cevap bir matv-i kıyas olur. Bu kıyasın zihindeki tam şekli ise şu seçmeli kıyastır.
Hava Lodoslu olur ise kayık ile denize çıkılmaz. (I. öncül)
Hava lodosludur. (II. Öncül)
O halde kayık ile denize çıkılmaz. (Sonuç)
Bazen de öncüllerden biri ifade edilmez. Örneğin Descartes’in meşhur sözü olan “Düşünüyorum o halde
varım” ifadesi de bir matv-i kıyastır.
Bu kıyasın zihindeki tam karşılığı şudur:
Bütün düşünenler vardır (I. öncül)
Ben de düşünüyorum (II. Öncül)
O halde varım. (Sonuç)
Delilli Kıyas : Bu kıyas türünde kıyasın öncülleri ile birlikte o öncüllerin delillerinin de zikredilmesidir. Bu
kıyas türü için İsmail Hakkı İzmirli Felsefe Dersleri adlı eserinde şu örneği verir:
I. Öncül : Heva ve hevesine tabi olanın kalbi daima ızdırap içindedir;
Delili : Çünkü bir tarafından vicdanı onu ayıplar, diğer taraftan o kimse arzularını durduramaz.
II. Öncül : Kalbinde ızdırap olan kimsede mutluluk olmaz
Delili : Çünkü Mutluluk kalp rahatlığını gerektirir.
Sonuç : Öyle ise heva ve hevesine tabi olan kimse mutlu olamaz.
10.ÜNİTE
TÜMEVARIM
Tümevarım (istikra, induction), zihnin tikelden tümele gidiş yoludur. Bir bütünün parçalarına dayanarak o
bütün hakkında hüküm vermektir. Tümevarım ya tam olur veya eksik olur.
1. Tam tümevarım, bir bütünü oluşturan parçaların hepsini inceleyerek o bütün hakkında hüküm
vermektir. Buna Şekilsel tümevarım da denir.
Örneğin:
Pazartesi, salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi ve pazar günlerinin her biri 24 saattir.
Pazartesi, salı, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi ve pazar haftanın günleridir.
O halde haftanın günleri 24 saattir.
2. Eksik tümevarım veya büyültücü tümevarım ya da bilimsel tümevarım da ise, bir bütünü meydana
getiren parçaların hepsine değil de, bir kısmına dayanılarak o bütün hakkında hüküm vermek veya
bütünün bağlı bulunduğu kanunlara ulaşmaktır.
Bu iki tür tümevarım arasında fark vardır. Birincisinde sonuç zorunlu, ikincisinde ise olumsal (muhtemel)
dır. Klasik mantığın uğraştığı tümevarım sırf birinci tür tümevarımdır.
Tümevarıma en çok önem veren düşünür Aristo’dur.
Aristoteles, bu akıl yürütme sayesinde şu yararlara ulaşılacağını savunur:
1- Zihin Eğitimi
2- Başkaları ile karşılaştığı zaman görülecek fayda
3- Felsefe disiplinlerine olan yararı
ANALOJİ (Temsil)
İlk çağ Yunan felsefesinde “benzetme” ya da “andırma” anlamında kullanılan bir terim olarak kullanılan
analoji; bir şeyi bir ölçüde kendisine benzeyen başka bir şeyle karşılaştırarak açıklamak, “oranlamak” ya
da “orantılamak” demektir.
Analoji bir akıl yürütme yolu olarak, iki şey arasındaki benzerliğe dayanıp, birisi hakkında verilen bir
hükmü diğeri hakkında da vermektir. Zihnin özelden özele yürüyüŞüdür.
Örneğin;
Yer gezegeninin atmosferi vardır ve üzerinde canlılar yaşar.
Merih’te de atmosfer vardır.
O halde Merih’te de canlıların bulunması gerekir.
İslam hukukunda analojiye “kıyas-ı fıkhi” denilir. Bu, İslam Hukukunda çok kullanılan bir akıl yürütme
yoludur.
İslam mantıkçıları analojide dört unsurun bulunduğunu söylerler:
1- Benzetilen (müşebbeh): Bu unsur asıl değil ikinci derecedendir.
2- İkisi arasında bulunan ortak anlam: Buna illet denir
3- Kendisine benzetilen (müşebbeh-ün bih): Asıl olan budur.
4- Benzetme (teşbih): Buna da “hüküm” denir.
Analoji ile yapılan bir akıl yürütmede hem dedüksiyon hem de tümevarım bulunduğu söylenebilir.
Analoji, tümevarıma dayanan bir dedüksiyondur. Fakat varsayımsal bir dedüksiyondur. Çünkü dayandığı
genel fikir varsayılmış, fakat ispat edilmiş değildir. Bu nedenle analoji ile verilen hüküm, daima olumsal
(probable, muhtemel) olarak kalır, zorunluluğu gerektirmez.
11.ÜNİTE
TASDİK’İN TANIMI VE ÇEŞİTLERİ
“Taş ağırdır” ve “Taş ağır değildir” gibi. Burada akıl, bir şey böyle midir, değil midir? diye bir tarafı tercih
edemezse, bu iki yönüyle ilgili bilgiye, şüphe denir. Şayet akıl, bunlardan birini tercih ederse, o yön ile
ilgili bilgiye tasdik denir. Tasdik‟in bir başka tanımını da şöyle yapabiliriz: Tasdik, iki kavram arasında bir
bağ kurmaktır.
Tasdik bakımından zihin dört durumda bulunabilir. Yani dört türlü tasdik olabilir.
Bunlar;
1- Kesin (yakînî) bilgi: Bir bildirimde eğer akıl, iki taraftan birini kesin olarak tercih ediyor ve bu da gerçeğe
uyuyorsa, bu bilgi kesin bilgidir. Bir başka ifadeyle kesin bilgi, herhangi bir şüpheye yer vermeyecek
derecede apaçık bilgidir. Bu anlamıyla kesin bilgi, hak ve doğrunun ifadesi olup, şüphe, zan ve vehmin
zıddı olan bir kavramdır.
Bu demektir ki, kendisine güvenilemeyen bilgiler, yakînî bilgi değildir”. İşte kesin bilgi, mantıkta delilin
formuyla değil, içeriğinin doğruluğu ve gerçeğe uygunluğu ile ilgilidir. Bu biçimde kesin bilgiler ile kurulan
kıyasa kesin bilgi veren ve apaçık delil demek olan “burhan” adı verilir.
Kesin bilgiye şu örneği verebiliriz:
“Kıbrıs bir adadır”. Bu hüküm, kesin bir tasdike dayandığı ve gerçeğe uyduğu için kesin bir bilgidir.
2- Bilgisizlik: Bilgisizliğin basit ve mürekkep olmak üzere iki şekli bulunmaktadır. Basit bilgisizlik, mutlak
bilgisizlik olmayıp, insanın bilmesi gerekli olanı bilmemesidir. Mürekkep bilgisizlik ise, gerçeğe uymayan
kesin inançtır. Bir başka ifadeyle eğer akıl, seçmesinde kararlı olup da, seçilen taraf gerçeğe uymazsa
buna mürekkep bilgisizlik adı verilmektedir.
Gerek basit, gerekse mürekkep bilgisizlik, insanın akıl yürütme ve iradesine dayanarak elde ettiği bilgi
değil, Allah‟ın yaratmasıyla oluşmuş bir bilgidir.
3- Taklit: Eğer akıl seçmesinde kararlı olup da bu kararı sağlam, kendisince sabit ya da kendisinden çıkmış
olmazsa buna da taklit denir. Örneğin, bir kanıt getirmeden, sadece bilim adamlarından duyduğu ile
“Âlemin sonradan var edildiğini” kesinlikle tasdik eden bilgisizin bu inancı taklittir.
4- Sanı (zan): Bir tarafı tercih kesin olmayıp, yine de akıl bir tarafı tercih ediyor, ancak diğer tarafa da
ihtimal veriyorsa buna sanı denilir. Yani sanı, tereddütlü ve ihtimalli de olsa, bir hüküm aşamasına ulaşan
zihnî durumu ifade eder. Sanı, bilginin karşıt kavramları içerisinde yer alır.
Sanı şüpheden şu şekilde ayrılmaktadır: Şüphe, her iki tarafa da eşit mesafede iken, yani akıl bir şey böyle
midir, değil midir? diye bir tarafı tercih edemezken, sanıda bir taraf daha güçlü bir şekilde
desteklenmektedir. Yani sanı, şüpheden bir derece daha ileri bir aşamanın, bir basamağın adıdır.
Burada şunu da ifade etmek gerekir ki, eğer sanıda bir tarafı tercih oranı yüzde doksana ulaşırsa, buna
“sann-ı gâlip” (zann-ı gâlip) denir. Örneğin, gece rastgele dolaşan bir kimsenin yüzde doksan hırsız
olduğuna hükmetmek sann-ı gâlip; yüzde altmış hırsız olduğuna hükmetmek ise sadece sanıdır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki, önermeler gerçeklik/hakikat değeri bakımından ya kesin bilgi ya bilgisizlik ya
taklit ya da sanı olur.
BEŞ SANAT
Beş sanat, İslâm mantıkçıları tarafından kıyasın uygulama yeri olarak gösterilir. Öncüllerin içerik değerine
ve sağlam bilgi veriş sırasına göre kıyas, burhan, cedel, hitabet, Şiir ve safsata olmak üzere beşe ayrılır.
Bunlara mantıkta beş sanat adı verilir.
Beş sanat, Aristoteles‟in Organon adlı mantık külliyatının İkinci Analitikler, Topikler, Sofistik Deliller,
Retorik ve Poetika isimli adlı eserlerine dayanır.
İslâm mantıkçıları kıyasta kullanılan önermeleri, içerdikleri bilgilerin doğruluk derecesine göre, başlıca
yedi kısımda incelemişlerdir.
Bunlar; yakîniyât, meşhurât, müsellemât, makbulât, zanniyât, muhayyilât ve vehmiyyâttır.
Beş sanat bu önermelerle kurulur. Burhan- yakîniyât türü önermelerle, cedel- meşhurât ve müsellemât
ile; hitabet- makbulât ve zanniyât ile; Şiir, muhayyilât ile; mugâlata ise, vehmiyât ile kurulur.
1. Burhanın Tanımı ve Mahiyeti : Burhan, kesinlik ifade eden önermelerden kurulu bir kıyastır. Her
burhan bir kıyastır, ancak her kıyas bir burhan değildir.
Burhanın amacı, bilgilerin en güveniliri olan kesinliği elde etmektir. Sonuçlardan ilkelere çıkan türüne
analitik, ilkelerden sonuçlara inen türüne de sentetik burhan denir.
Burhanın Öncülleri : Burhanın meydana geldiği kesin öncüller altıdır. Bunlar, evveliyât, fitriyât,
müşahedât, mücerrebât, hadsiyât ve mütevatirâttır.
a. Evveliyât: Zihnin hiçbir aracıya gerek duymadan doğrudan doğruya kabul ettiği önermelerdir.
b. Fıtriyât: Zihinde hazır olan bir orta terim aracılığıyla, gizli bir kıyastan sonra verilen hükümlerdir.
Verilen bu bilgiler ışığında şunu söyleyebiliriz: Evveliyât ve fıtriyâttan olan önermelerin aksini düşünmek
zihinde çelişki doğurur. Bundan dolayı, bu ikisine akılsal apaçıklık; apaçıklıkları duyu organlarına dayanan
ve şimdi ele alacağımız müşahedât, hadsiyât, mücerrebât ve mütevatirâtla ilgili önerme çeşitlerine de
dışsal apaçıklık denir.
c. Müşahedât: Duyular aracılığıyla tasdik edilen hükümlerdir. Eğer bu hükümler beş duyu aracılığıyla
veriliyorsa bunlara hissiyât denir. Eğer iç duyular aracılığıyla hüküm verilirse, buna da vicdaniyât denilir.
d. Hadsiyât: Sezgi ile bir arada zihinde meydana gelen gizli kıyas aracılığıyla aklın doğrudan doğruya konu
ile yüklem arasındaki ilişkiyi kurarak verdiği hükümlerdir. Bir başka ifadeyle söyleyecek olursak, hadsiyât,
zihnin ani kavramasıdır.
e. Mücerrebât: Aklın konu ile yüklem arasındaki ilişkiyi kurarak verdiği hükümlerdir. Örnek: “Alkollü içki
insanı sarhoş eder”,
f. Mütevatirât: Yalan söylemek üzere birleşmeleri aklen mümkün olmayan çok kalabalık bir topluluğun
haber verdiği önermelerdir.
Burhanın Türleri : Burhan, limmî, innî, dolaysız, dolaylı, teorik, tecrübî, karışık ve matematiksel olmak
üzere sekiz kısma ayrılmaktadır.
Sonuç olarak burhanın değeriyle ilgili şunu söyleyebiliriz: Burhan, kesin bilgi elde etmek için yapılan bir
çıkarımdır. Mantığın temel amacı, hem biçim hem de içerik yönünden sağlam ve kesin bilgiye (burhan)
ulaşmanın yöntemini göstermek olduğuna göre, genelde felsefenin, özelde ise bilimlerin bel kemiğini
oluşturan burhanın önemi oldukça büyüktür.
12.ÜNİTE
CEDEL (DİYALEKTİK)
Cedelin Tanımı ve Mahiyeti : Cedel, sözcük olarak, çekişmeye güç yetirmek, sözü arka arkaya getirmek,
bir düşünceyi aşırı ölçüde savunmak ve muhatabı evirip çevirerek bükmek gibi anlamlara gelmektedir.
Terim olarak ise cedel, hasmı susturmak için meşhur olan öncüllerden meydana gelen bir kıyastır. Cedel,
meşhurât ve müsellemâttan oluşan bir tür kıyastır. Cedelin Latince karşılığı ise “dialectia” sözcüğüdür.
Diyalektik, iki kişi arasında karşılıklı konuşma, nutuk, dil, tartışma ve akıl yürütme anlamları taşımaktadır.
Kıyasta zorunlu öncüllerden sonuç çıkarılırken, diyalektikte ise sonuç olası öncüllerden çıkmaktadır.
Nitekim Zenon’da, cedel, mantıksal sonuçları inceleyip çürütme yöntemi, Sofistlerde sofistik akıl yürütme
biçimi, Sokrates ve Platon’da ise belli varsayımlardan hareketle sebeplere gitme şeklindeki akıl yürütme
ile genel ve soyut kavramların incelenmesi olarak anlaşılmıştır.
Cedel, sistemli bir şekilde ilk olarak Aristoteles’in Organon’unun Topikler adlı kitabında incelenmiştir.
Aristoteles’e göre cedel, ilim seviyesine çıkamayan, yani bilgi değeri açısından ihtimal ifade eden,
muhataba belli bir düşünceyi kabul ettirme yol ve yöntemlerinin öne çıktığı bir sanattır.
Cedelin amacı, ya hasmı susturmak ya da delili anlamaktan aciz olanları ikna etmektir.
Bir gerçeği ortaya koymaya yönelik olarak kesin delillere, öncüllere ya da meşhurât türünden öncüllere
dayanan akıl yürütmeye de münazara adı verilir. Burada, cedel ile münazara arasında yakın bir benzerlik
ortaya çıkar ki, çoğu zaman bu ikisi aynı şey olarak düşünülmüştür.
Burada muhatabı ya da hasmı susturmak için tartışırken, söylenen sözlerin doğru ya da yanlış olmasına
bakılmaz. Çünkü bunda amaç doğru olanı ortaya çıkarmak değil, hasmı ya da muhatabı susturmaktır.
Münazarada ise, sadece bir gerçeği tespit etme, doğru olanı ortaya koyma amacı güdüldüğünden,
muhatabın susturulması gibi bir niyet bulunmaz. Münazaraya ilm-i adâb-ı bahs adı da verilmiştir.
Burada cedel ile burhanın da farkının belirtilmesinde yarar vardır. Burhan, kesin ilke ve öncüllere
dayandığından, kabul edilmesi zorunlu bir sonuç verirken; cedel, mümkün ve muhtemel sonuç
vermektedir.
İslâm kültüründe cedel konusunda birbirinden oldukça farklı alanlara ait üç ayrı ilim vardır. Bunlar, ilm-i
münazara, ilm-i cedel ve ilm-i hilâftır.
Cedelin yararlarını şu şekilde sıralayabiliriz.
a- Cedel, tartışılan bir konuda daha çabuk delil bulup getirme yeteneği sağlar.
b- Cedel yöntemi zihinsel bir problemin çözümünde sorgulamayı ve karşıt düşünceleri daha iyi tanımayı
öğretir.
c- Cedel yöntemi, tartışmalarda nasıl teknikler uygulandığını, bir konunun nasıl tartışıldığını kavratır. Yine
sofistik hileleri tanıyıp onlara nasıl karşı konulacağını öğretir.
Cedelin Öncülleri : Cedel, meşhurât ve müsellemât türü önermelerden kurulan bir kanıttır. Şimdi bu
önermeleri kısaca ele alalım.
1- Meşhurât: Çok yaygın ve genellikle kabul gören önermelerdir. Bir başka ifadeyle, herkesin veya
çoğunluğun veyahut da belirli bir topluluğun uzlaştığı görüşleri ifade eden öncüldür.
2- Müsellemât: Bir tartışmada karşı tarafça kabul edilmesi gereken önermelerdir. Bu nedenle bu tür
önermeler muhatabı inandırmakta delil olarak kullanılabilir. Müsellemât, kendilerine itiraz edilemeyen,
tartışmasız benimsenip kabul edilen hüküm ve önermelerdir.
Görüldüğü gibi cedel, insanda tam ve kesin bilgi oluşturacak sağlamlıkta olmayıp, mümkün ya da
muhtemel sonuç veren bir kanıttır. Çünkü o, sağlam bilgi sunmaktan ziyade, karşı tarafı yenik duruma
düşürmeyi amaçlamaktadır.
13.ÜNİTE
HİTABET (RETORİK)
Hitabetin Tanımı, Amacı ve Önemi : İnsanları diğer canlı varlıklardan ayıran özelliklerden en başta geleni
konuşmak ve düşünmektir.
İnsan olarak yaratılan canlıların birbirleriyle anlaşabilmeleri için bazı araçlar vardır. Bunlar; işaret, resim,
söz, yazı vb. dir.
İşte duygu ve düşüncelerin, başkalarına en iyi şekilde anlatılması hitabeti meydana getirir. Hitabet, kısa
tanımıyla güzel söz söyleme sanatıdır. Daha geniş bir tanımlama yapacak olursak hitabet, kişilerin
herhangi bir konuda, karşılarında bulunan insanlara ya da bir topluma düşündüklerini ve bildiklerini kısa,
özlü, etkili ve düzgün bir ifadeyle anlatmalarına denir.
Batı dillerinde hitabet “retorik” olarak bilinmektedir. Nitekim bu sanatın kurucusu olarak kabul edilen
Aristoteles de bunu “retorika” olarak kullanmış ve “belli bir durumda elde var olan inandırma yollarını
kullanma yetisi” olarak tanımlamıştır.
Mantık ilminde hitabet şu şekilde tanımlanır: Kesin ve güvenilir bilgiler seviyesine çıkamamış olan
makbulât ve maznunât (zanniyât) cinsinden önermelerle kurulan kıyastır.
Hitabet sanatının amacı, kısaca, insanlara güzel ve etkili konuşmasını, özgür düşünmesini öğretmektir.
Hitabetin Yapısı ve Öncülleri : Hitabetin, makbulât ve zanniyât türü öncüllerden kurulu olduğunu daha
önce söylemiştik. Şimdi bunları ele almaya çalışalım.
1- Makbulât: Uzmanlık gerektiren konularda bir uzmanın verdiği bilgilere dayanılarak ortaya konan
hükümlere denir.
Makbulât türü önermelerin doğruluğu, onu söyleyenin otoritesinden kaynaklanır. Onun için bu tür
önermeler birer otorite ilkesidir. Örneğin, bir din büyüğünün belli konularda verdiği hükümler bu
türdendir
2- Zanniyât: Herhangi bir konuda bütün çabalarımıza rağmen, kesin bir kanaate ulaşamamış, ancak bazı
ipuçları elde etmişsek, bu ipuçlarına dayanarak verdiğimiz hükümlerdir. Çoğu zaman doğru olmayan bu
tür hükümler, zanna dayanılarak verilir. Örneğin, gece dışarıda görülen bir kimse hakkında “Bu kişi
hırsızdır” önermesi gibi.
İşte bu işlemde bir tarafın tercih edilmesi kesin olamıyor ya da tercih edilmekle birlikte diğer tarafa da
ihtimal tanınıyorsa, bu tür önermelere zanniyât denir.
Hitabetin Çeşitleri
Hitabet altı kısma ayrılır. Şimdi bunları kısaca ele alalım.
a- Akademik hitabet: Bilgi, görgü ve ihtisasa dayanarak bilim ve teknik sahibi kişilerin, uzmanların
toplumu aydınlatmak, aynı zamanda bir gerçeği kanıtlamak için yapmış oldukları konuşmalara denir. Bu
konuşmalara konferans da diyebiliriz.
b- Askerî hitabet: Komutanların, askerliği ilgilendiren konularda askerlere ya da ilgililere yaptıkları
konuşmalar, askerî hitabeti meydana getirir.
c- Siyasî hitabet: Siyasetle uğraşan kişilerin, kendi siyasî ideolojilerini halka anlatmak için yaptıkları
konuşmalardır.
d- Hukukî hitabet: İnsanların haklarını belirtmek ya da aramak amacıyla hukuk bilginleri, hakimler,
avukatlar ve yetkili kişiler tarafından yapılan konuşmalara denir.
e- Dinî hitabet: Yetişkin, kültürlü hatiplerin ve vaizlerin, inananları bilgilendirmek, onlara gerek dinî gerek
hayatî yönlerden bilgi vermek için yaptıkları konuşmalara denir.
f- Açış, ziyafet, karşılama ve radyo konuşmaları: Bir kurumun açılışı, yemek toplantıları, önemli kişilerin
karşılanması ve radyolarda yapılan konuşmalardır.
Hitabetin Şekilleri : Hitabet üç şekilde yapılır. Bunlar; doğaçlama, Şematik ve okumadır.
1- Doğaçlama (irticalen konuşma): Hitabet şekillerinin en çetini olmasına karşı, en güzeli, hatta en etkilisi
doğaçlamadır. Doğaçlamada amaç, hatibin daha önceden ele almış, yani hazırlamış olduğu bir konuyu
topluluk karşısında hiçbir malzemeye bağlı kalmaksızın yaptığı hitaptır.
2- Şematik: Bazı hatipler, metinden okuyarak değil, küçük bir kağıda yaptıkları plan üzerinden konuşurlar.
Şematik konuşma, konudaki önemli noktaları, yer ve kişi adlarını, paragraf başlarını, başkalarının sözlerini
hatırlamak için metne bakmaktan ibarettir. Bunda konuşmayı uzun uzun yazmaya gerek yoktur.
Şematik konuşmalarda iyi sonuç elde edilmek isteniyorsa, çokça eksersiz yapılması gerekir. Eksersiz
yapılmakla konuya tamamen hâkim olunur.
3- Okuma: Hazırlanmış konuşmayı hatip, metinden okur. Yalnız burada bir noktaya dikkat etmelidir. Bu
okuyuş, bir hikâyeyi, romanı ve makaleyi okur gibi olmamalıdır. Konuşmaya canlılık katmalıdır.
Konuşmaya canlılık vermek için ses tonunu iyi ayarlamalı, yerine göre heyecanlanmalı, dinleyicileri dinler
vaziyette tutmak için ara sıra onlara göz gezdirmeli…
Okuma işi, çok hızlı ya da çok yavaş olmamalıdır. Metinden okuma şekli daha çok radyo ve televizyon
konuşmalarında uygulanmaktadır.
14.ÜNİTE
ŞİİR (POETİKA)
Şiirin Tanımı ve Mahiyeti : İnsanların, hayal kurarak gerçekte olmayan şeylere ait tasdikler ortaya koyup,
bu tasdiklere dayanarak yaptıkları kıyaslara şiir denir.
Burada şunu ifade etmemiz gerekir ki, şiirin ne olup ne olmadığının ele alınacağı yer mantık kitapları
değildir. Ancak, zihin şiirde kıyası kullandığı için bu sanat mantık disiplininde incelenmiştir.
Şiirin Öncülleri : Şiir sanatında kullanılan önerme çeşidine genelde muhayyilât denir ve şiirde kullanılan
kıyas, bu tür önermelerden yapılır.
Muhayyilât, doğru olmadıkları kesin iken sırf dinleyene neşe vermek ya da nefret uyandırmak için
düşünülüp söylenilen önermelerdir. Örnek:
“İçki, akıcı bir yakuttur!”
“Bal acı bir kusmuktur!”
Yani diyebiliriz ki, şiirin bilgi açısından değeri yoktur.
MUGALÂTA
Mugalâtanın Tanımı, Mahiyeti ve Öncülleri : İslâm mantıkçılarınca da en değersiz kıyas olarak kabul edilen
mugalâta, “düşünme ve konuşmada yanılma” anlamında “galat” teriminden türetilmiş olup, beş sanatın
sonuncusu olarak ele alınır.
“Mugalâta; doğruya benzeyen yanlış öncüllerden veya meşhurâttan olan yanlış öncüllerden veyahut da
yanlış olan vehmî öncüllerden kurulan kıyastır”. Günümüzde mugalâta yerine, Batı dillerinden alınma
demagoji terimi kullanılmaktadır.
Zihnin yanılgıya düştüğü ve başkasını da yanılttığı bir kıyas olarak mugalâta üzerine ilk bilgilere,
Aristoteles’te rastlanır. Zira Organon serisinin altıncı kitabı olan Sofistik Deliller, aslında “Sofistik
Çürütmeler”dir, yani yanıltıcı ve ilk anda kandırıcı olan sofistik kanıtların çürütülmesini konu edinir.
Kısaca, Sofistik Deliller kitabı, genelde yanlış akıl yürütme hakkında bir incelemedir ve İslâm mantıkçıları
tarafından da bu konuda esas alınmıştır.
Yukarıda mugalâtanın tanımında geçen doğruya benzeyen öncüller

26 Aralık 2018 Saat: 11:57

Bir önceki yazımız olan ANKARA İLAHİYAT FIKIH USULU ÖRNEK SORULAR başlıklı makalemizde ANKARA İLAHİYAT FIKIH USULU ÖRNEK SORULAR hakkında bilgiler verilmektedir.

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış. Neden ilk yorumu siz yapmıyorsunuz?

Yorumunuz...

Mesajınız: